“heave” in Turkish
Definition
Bir şeyi büyük bir çabayla kaldırmak, atmak veya hareket ettirmek; aynı zamanda kusacak gibi hissetmek anlamında da kullanılır.
Usage Notes (Turkish)
Genellikle fiziksel güç gerektiren eylemler için kullanılır ('heave a box' gibi). Hastalıkta ise 'heave', 'kusmak üzere olmak' anlamındadır. 'heave-ho' deyimi 'kovmak' olarak geçer.
Examples
He tried to heave the heavy bag into the car.
Ağır çantayı arabaya **kaldırmaya** çalıştı.
She gave a big heave and pushed the door open.
Kapıyı açarken büyük bir **kaldırma**/hamle yaptı.
The smell made him heave.
Koku onu **kusacak gibi** yaptı.
We all had to heave the boat onto the sand together.
Hep birlikte sandalı kuma **kaldırmak** zorunda kaldık.
He let out a loud heave of relief when he finished the exam.
Sınavı bitirdiğinde derin bir **oh çekti**.
"Three, two, one—heave!" shouted the coach as the team lifted the log.
"Üç, iki, bir—**kaldırın!**" Koç, takım kütüğü kaldırırken bağırdı.