"bear the brunt" in Turkish
Definition
Kötü veya zararlı bir durumun en ağır, en olumsuz etkisini yaşamak.
Usage Notes (Turkish)
Bir olayda olumsuz etkiler bölüşülse de, bir kişi ya da grup en büyük zararı alır. Genellikle 'bear the brunt of the blame' gibi kalıplarda kullanılır.
Examples
During the flood, the small villages bore the brunt of the damage.
Sel felaketinde küçük köyler **en büyük zararı gördü**.
The teachers bear the brunt of education budget cuts.
Eğitim bütçesi kesintilerinin **yükünü öğretmenler çekiyor**.
She often bears the brunt when something goes wrong at work.
İş yerinde bir sorun olunca genellikle **en büyük zararı o görüyor**.
When the project failed, our team bore the brunt of the criticism.
Proje başarısız olunca ekibimiz **yükünü çekti** eleştirilerin.
Kids usually bear the brunt of their parents’ arguments, even if they aren’t involved.
Çocuklar genellikle ebeveynlerinin kavgasının **en büyük yükünü çeker**, dahil olmasalar bile.
If anyone’s going to bear the brunt of the new policy, it’s probably the night shift workers.
Yeni politikanın **en büyük yükünü** büyük ihtimalle gece vardiyası çalışanları çekecek.