"longshot" in Turkish
Definition
Başarılı olma ya da kazanma şansı çok düşük olan kişi ya da şey. Genellikle riskli bahisler veya olası olmayan planlar için kullanılır.
Usage Notes (Turkish)
Gündelik konuşmalarda, özellikle spor, yarışma veya riskli kararlar için kullanılır. Hem kişi hem fikirler için geçerlidir. Fiziksel mesafe için kullanılmaz.
Examples
Jake was a longshot to win the race, but he tried anyway.
Jake, yarışı kazanmak için bir **zayıf ihtimal**di ama yine de denedi.
Winning the lottery is a real longshot.
Piyangoyu kazanmak tam anlamıyla bir **zayıf ihtimal**dir.
She knew getting the job would be a longshot, but she applied.
O işi almanın **zayıf ihtimal** olduğunu biliyordu ama yine de başvurdu.
It's a longshot, but maybe they'll pick our idea for the project.
Bu bir **zayıf ihtimal**, ama belki projemiz için bizim fikrimizi seçerler.
Honestly, I know it’s a longshot, but I had to try.
Açıkçası, bunun bir **zayıf ihtimal** olduğunu biliyorum ama denemek zorundaydım.
The underdog team is a longshot, but surprises can happen!
Alt sıradaki takım bir **zayıf ihtimal**, ama sürprizler her zaman olabilir!