"holdout" in Turkish
Definition
Çoğunluk anlaşmaya varsa da katılmayı, anlaşmayı ya da pes etmeyi reddeden kişi veya gruptur. Neredeyse her şey bitmiş olsa da geriye kalanı da ifade edebilir.
Usage Notes (Turkish)
Ticaret, spor veya pazarlıklarda anlaşmayı geciktiren kişiler için kullanılır. 'last holdout', 'stubborn holdout' gibi kalıplarla sık geçer. Fiziksel bir şeyi tutmak anlamında kullanılmaz.
Examples
He was the last holdout in the negotiations.
Görüşmelerde o, son **inatçı**ydı.
There were only a few holdouts left in the city.
Şehirde sadece birkaç **direnen kişi** kalmıştı.
The team finally signed their holdout player.
Takım sonunda **inatçı** oyuncusunu transfer etti.
She’s a real holdout when it comes to changing her mind.
Fikrini değiştirme konusunda tam bir **inatçı**.
Even after everyone else agreed, there was still one holdout.
Herkes anlaşınca bile hâlâ bir **inatçı** vardı.
In tough negotiations, there’s always that stubborn holdout delaying the deal.
Zorlu pazarlıklarda, anlaşmayı geciktiren o inatçı **direnen kişi** hep vardır.