"fixer" in Turkish
Definition
Perde arkasında sorun çözen veya ayarlamalar yapan kişi; genellikle bağlantıları kullanır, bazen resmi olmayan yollarla.
Usage Notes (Turkish)
Sıkça olumsuz veya resmi olmayan bir anlam taşır; 'tamirci' ile karıştırılmamalı. Özellikle siyaset ve basında kullanılır.
Examples
The journalist hired a fixer to help with interviews in a foreign country.
Gazeteci, yurtdışındaki röportajlara yardımcı olması için bir **arabulucu** tuttu.
The politician trusted his fixer to make problems disappear.
Politikacı, sorunları çözmesi için **arabulucusuna** güvenirdi.
She is known as the office fixer because she always solves problems quickly.
O, ofisteki her sorunu hızla çözdüğü için **düzenbaz** olarak bilinir.
We can't get the permit on our own—let's call the fixer.
İzni kendi başımıza alamayız—**arabulucuya** başvuralım.
He’s a real fixer—if you need something done quietly, he’s your guy.
O tam bir **düzenbaz**—sessizce iş çözdürmek istersen ona git.
Our local fixer managed to get us access where no one else could.
Yerel **arabulucumuz** kimsenin giremediği yerlere bizi sokabildi.