"demeaning" بـTurkish
التعريف
Birinin onurunu zedeleyen veya kendini önemsiz ve değersiz hissettiren bir şey.
ملاحظات الاستخدام (Turkish)
Genellikle sözler, davranışlar veya işleri tanımlarken kullanılır; birinin gururunu kırar. 'Demanding' (zorlayıcı) ile karıştırmayın.
أمثلة
He found the task demeaning and refused to do it.
O bu görevi **aşağılayıcı** buldu ve yapmayı reddetti.
Cleaning toilets all day can feel demeaning.
Bütün gün tuvalet temizlemek **aşağılayıcı** gelebilir.
She left because her boss made demeaning comments.
Patronu **aşağılayıcı** yorumlar yaptığı için ayrıldı.
I can't believe they expect us to do such demeaning work for so little pay.
Bu kadar az maaşla bu kadar **aşağılayıcı** iş yapmamızı beklediklerine inanamıyorum.
Some reality shows are criticized for putting contestants through demeaning challenges.
Bazı reality şovlar, yarışmacılara **aşağılayıcı** meydan okumalar yaptırdığı için eleştiriliyor.
It's so demeaning when people talk down to you like you can't understand.
Sana hiçbir şey anlamıyormuş gibi konuşmaları çok **aşağılayıcı**.