"corroborate" in Turkish
Definition
Bir iddiayı veya bulguyu daha güvenilir hale getirmek için kanıt ya da bilgi sunmak.
Usage Notes (Turkish)
Resmî bir sözcüktür; hukuk, bilim veya akademik bağlamlarda kullanılır. Gündelik kullanım için 'onaylamak' veya 'desteklemek' tercih edilir.
Examples
The witness corroborated the suspect's alibi.
Tanık, şüphelinin mazeretini **doğruladı**.
The new data corroborates our theory.
Yeni veriler teorimizi **doğruluyor**.
Can anyone corroborate his story?
Kimse onun hikayesini **doğrulayabilir** mi?
Multiple sources have corroborated the report, so we know it’s reliable.
Birden fazla kaynak raporu **doğruladı**; bu yüzden güvenilir olduğunu biliyoruz.
We need additional evidence to corroborate her account of what happened.
Olanları **doğrulamak** için ek kanıtlara ihtiyacımız var.
His findings corroborate what other scientists have observed.
Onun bulguları, diğer bilim insanlarının gözlemlerini **doğruluyor**.