"immoderate" in Turkish
Definition
Makul veya sağlıklı kabul edilen sınırların ötesine geçen, gereğinden fazla olan.
Usage Notes (Turkish)
Genellikle yazılı ve resmi konuşmalarda kullanılır; 'immoderate drinking', 'immoderate demands' gibi kalıplar yaygındır. 'Excessive'dan daha olumsuz veya zararlı çağrışım taşır.
Examples
Eating immoderate amounts of candy can make you feel sick.
**Aşırı** miktarda şeker yemek sizi rahatsız edebilir.
His immoderate spending led to serious debt.
Onun **aşırı** harcamaları ciddi borçlara yol açtı.
Immoderate noise can be harmful to your ears.
**Aşırı** gürültü kulaklarınıza zarar verebilir.
Her immoderate enthusiasm sometimes overwhelms the group.
Onun **aşırı** coşkusu bazen grubu bunaltabiliyor.
His reaction was totally immoderate—he shouted at everyone for no reason.
Tepkisi tamamen **ölçüsüzdü**—hiçbir sebep yokken herkese bağırdı.
There’s an immoderate amount of pressure to succeed at this company.
Bu şirkette başarılı olmak için **aşırı** bir baskı var.