"encumbered" in Turkish
Definition
Bir kişinin veya şeyin, fiziksel yükler veya çok fazla sorumluluk gibi yükümlülükler ya da sınırlamalar nedeniyle zorlanması. Hukuki olarak bir mülkiyete ilişkin kısıtlama veya borç olması anlamına da gelir.
Usage Notes (Turkish)
Resmi ve yazılı dilde kullanılır; özellikle iş ve hukuk terimlerinde ('encumbered with debt', 'encumbered property') geçer. Gündelik konuşmada sık rastlanmaz.
Examples
He felt encumbered by his large backpack.
Büyük sırt çantasıyla **yükümlü** hissetti.
The house is encumbered with a mortgage.
Ev, bir ipotek ile **yükümlü**dür.
She was encumbered by too many tasks at work.
İş yerinde fazla görevle **engellenmişti**.
His movements were encumbered by the thick snow.
Hareketleri kalın kar tarafından **engellenmişti**.
The company is heavily encumbered with debt after the merger.
Birleşmeden sonra şirket ağır borçlarla **yükümlü** durumda.
You don't want your new property to be encumbered with any legal issues.
Yeni mülkünüzün herhangi bir hukuki sorunla **yükümlü** olmasını istemezsiniz.