"vestige" in Turkish
Definition
Bir zamanlar var olan ancak şimdi kaybolmuş veya neredeyse yok olmuş bir şeyin küçük bir izi ya da kalıntısı.
Usage Notes (Turkish)
Geçmişe dair çok az kalan izler için resmî ve yazılı dilde kullanılır. Günlük konuşmada genellikle kullanılmaz, yerine 'iz', 'kalan' tercih edilir.
Examples
There is not a vestige of doubt in her mind.
Aklında en ufak bir **iz** bile şüphe yok.
The bones are the last vestige of an ancient animal.
Bu kemikler eski bir hayvanın son **kalıntısı**dır.
He tried to erase every vestige of his past mistakes.
Geçmiş hatalarının her bir **iz**ini silmeye çalıştı.
After the storm, only a vestige of the old bridge remained.
Fırtınadan sonra eski köprüden yalnızca bir **iz** kalmıştı.
The tradition is just a vestige of what it once was.
Bu gelenek, artık sadece eskisinin bir **kalıntısı**.
You can still find a vestige of the old dialect in some villages.
Bazı köylerde hala eski lehçenin bir **izi** bulunabiliyor.