"substantiate" in Turkish
Definition
Bir iddianın doğruluğunu kanıt veya delil ile göstermek.
Usage Notes (Turkish)
Resmi ve akademik ortamlarda sıklıkla kullanılır; 'evidence', 'claim', 'allegation' ile birlikte geçer. Günlük konuşmada pek kullanılmaz.
Examples
Can you substantiate your statement with facts?
Açıklamanı **kanıtlarla** destekleyebilir misin?
The researcher failed to substantiate his hypothesis.
Araştırmacı, hipotezini **kanıtlayamadı**.
We need more data to substantiate our findings.
Bulgu(lara)ımızı **kanıtlamak** için daha fazla veriye ihtiyacımız var.
She couldn't substantiate the rumors she heard at the meeting.
Toplantıda duyduğu söylentileri **kanıtlayamadı**.
Journalists must substantiate any claim before publishing.
Gazeteciler, yayınlamadan önce her türlü iddiayı **kanıtlamalıdır**.
Your accusations won't stand unless you substantiate them with evidence.
Suçlamalarınız, onları kanıtlarla **kanıtlamadıkça** geçerli olmayacak.