"pay the piper" in Turkish
Definition
Yaptıklarının olumsuz sonuçlarıyla, özellikle önce fayda sağladıktan ya da sorumluluktan kaçındıktan sonra, eninde sonunda yüzleşmek zorunda kalmak.
Usage Notes (Turkish)
Gündelik ve edebi dilde kullanılabilir. Mutlaka sonucu yaşamanın kaçınılmazlığı vurgulanır. 'Face the music' ile benzer anlamdadır.
Examples
If you break the rules, you will have to pay the piper.
Kuralları bozarsan, **bedelini ödemek** zorunda kalırsın.
We spent too much, and now it's time to pay the piper.
Çok harcadık, şimdi **bedelini ödemek** zamanı.
Everyone must pay the piper for their mistakes.
Herkes hatalarının **bedelini ödemek** zorundadır.
After years of ignoring the problem, the company finally had to pay the piper.
Yıllarca sorunu görmezden geldikten sonra, şirket sonunda **bedelini ödemek** zorunda kaldı.
You can skip studying if you want, but you'll have to pay the piper at exam time.
İstersen çalışmayı atla, ama sınavda **bedelini ödemek** zorunda kalırsın.
He enjoyed the party last night, but now he has to pay the piper with a terrible headache.
Dün gece partide çok eğlendi, ama şimdi korkunç bir baş ağrısıyla **bedelini ödüyor**.