"incarcerating" in Turkish
Definition
Birini ceza olarak hapse atmak ya da özgürlüğünü kısıtlamak.
Usage Notes (Turkish)
Resmî ve hukuki ortamlarda kullanılır. Günlük konuşmada kullanılmaz; yerine 'tutuklamak' veya 'cezaevine atmak' daha yaygındır.
Examples
The police are incarcerating the suspect tonight.
Polis bu gece şüpheliyi **hapsediyor**.
The judge is incarcerating those who break the law.
Hakim, kanunu çiğneyenleri **hapsediyor**.
They are incarcerating dangerous criminals to protect the public.
Toplumu korumak için tehlikeli suçluları **hapsediyorlar**.
Many argue that incarcerating non-violent offenders does not solve underlying issues.
Birçok kişi, şiddet içermeyen suçluları **hapsedmenin** temel sorunları çözmediğini savunuyor.
He's criticized for incarcerating so many people for minor offenses.
Küçük suçlardan dolayı bu kadar çok insanı **hapsedildiği** için eleştiriliyor.
Instead of incarcerating youth, some support rehabilitation programs.
Bazıları, gençleri **hapsetmek** yerine rehabilitasyon programlarını destekliyor.