"exacerbate" in Turkish
Definition
Bir sorunu, durumu ya da duyguyu daha kötü veya yoğun hale getirmek.
Usage Notes (Turkish)
Daha çok akademik, tıbbi veya haber dilinde, resmi ortamlarda kullanılır. Her zaman olumsuz değişikliklerden bahsedilir; olumlu anlamda kullanılmaz.
Examples
The loud noise will exacerbate her headache.
Yüksek gürültü baş ağrısını **kötüleştirecek**.
Stress can exacerbate heart problems.
Stres kalp sorunlarını **kötüleştirebilir**.
Pollution will exacerbate the situation in the city.
Kirlilik şehirdeki durumu **kötüleştirecek**.
Yelling at each other will only exacerbate the argument.
Birbirine bağırmak tartışmayı sadece **şiddetlendirecek**.
If you ignore the problem, it could exacerbate over time.
Sorunu görmezden gelirseniz, zamanla **kötüleşebilir**.
Sadly, their actions only served to exacerbate public anger.
Ne yazık ki, onların davranışları sadece kamu öfkesini **şiddetlendirdi**.