Ketik kata apa saja!

"straddled" in Turkish

bacaklarını iki yana açarak oturmakiki şey arasında kalmak

Definition

Bir şeyin üzerine bacaklarını iki yana açarak oturmak ya da iki farklı şey, grup veya düşüncenin arasında olmak.

Usage Notes (Turkish)

Hem fiziksel konum hem de taraf tutmama veya iki şeyi bir arada sürdürme anlamında kullanılır. 'Straddled the fence' tereddüt etmek veya taraf seçmemek demektir.

Examples

The child straddled the bicycle before riding.

Çocuk, bisiklete binmeden önce onu **bacaklarını iki yana açarak oturdu**.

She straddled the fence to get a better view.

Daha iyi görebilmek için çitin üzerine **bacaklarını iki yana açarak oturdu**.

He straddled the bench while talking to his friend.

Arkadaşıyla konuşurken bankın üstüne **bacaklarını iki yana açarak oturdu**.

She straddled two cultures after moving to a new country.

Yeni bir ülkeye taşındıktan sonra iki kültür arasında **kaldı**.

His career straddled both science and art.

Kariyeri hem bilim hem de sanatı **kapsıyordu**.

Politicians who have straddled the fence often lose trust.

Çitin üstünde **kalan** siyasetçiler genellikle güven kaybeder.