¡Escribe cualquier palabra!

"concomitant" en Turkish

eşzamanlıbirlikte görülen

Definición

Bir olayla aynı zamanda gerçekleşen veya onunla bağlantılı olan durum.

Notas de Uso (Turkish)

Resmi ve genellikle akademik ya da bilimsel bağlamda kullanılır. Olaylar, semptomlar veya etkilerin birlikte görülmesini anlatmak için kullanılır. Gündelik dilde nadirdir.

Ejemplos

There was a fever concomitant with the infection.

Enfeksiyonla **eşzamanlı** bir ateş vardı.

Economic growth and concomitant environmental problems are discussed in the report.

Raporda ekonomik büyüme ve **birlikte görülen** çevre sorunları ele alınıyor.

The disease often appears with concomitant symptoms like headache and fatigue.

Hastalık genellikle baş ağrısı ve yorgunluk gibi **birlikte görülen** semptomlarla ortaya çıkar.

The rise in technology use has brought a concomitant increase in cybersecurity concerns.

Teknoloji kullanımındaki artış, **birlikte görülen** siber güvenlik sorunlarını da beraberinde getirdi.

She was diagnosed with depression, often concomitant with anxiety disorders.

Ona depresyon teşhisi kondu, bu da genellikle anksiyete bozukluklarıyla **birlikte görülen** bir durumdur.

With economic growth comes concomitant challenges that we must address.

Ekonomik büyümeyle birlikte **eşzamanlı** zorluklar da gelir ve bunlarla başa çıkmamız gerekir.