"insubstantial" بـTurkish
التعريف
Güçlü, sağlam veya önemli olmayan; fiziksel ya da anlam bakımından zayıf.
ملاحظات الاستخدام (Turkish)
'Kanıt', 'argüman', 'yemek' gibi somut veya soyut şeylerin değersizliğini vurgulamak için kullanılır; resmidir, gündelik konuşmada az kullanılır.
أمثلة
The chair was too insubstantial to hold his weight.
Sandalye **cılız**dı, ağırlığını taşıyamadı.
Her argument was insubstantial and did not convince anyone.
Onun savunması oldukça **önemsizdi** ve kimseyi ikna etmedi.
The soup was so insubstantial that I was still hungry afterwards.
Çorba o kadar **cılızdı** ki, sonrasında hâlâ aç kaldım.
His promises always feel a bit insubstantial, like they’ll fade away tomorrow.
Onun vaatleri her zaman biraz **önemsiz** gelir, sanki yarın yok olacaklarmış gibi.
I found the movie entertaining but ultimately pretty insubstantial.
Filmi eğlenceli buldum ama sonunda oldukça **önemsizdi**.
That evidence is too insubstantial to use in court.
Bu kanıt mahkemede kullanılmak için çok **cılız**.