"covetous" بـTurkish
التعريف
Başkalarına ait olan bir şeyi — özellikle servet, başarı veya eşyaları — fazlasıyla istemek; genellikle kıskançlık veya açgözlülük içerir.
ملاحظات الاستخدام (Turkish)
‘Covetous’ resmî ve edebî bir kelimedir; 'covetous glance', 'covetous eyes' gibi kalıplarda geçer. Sadece istemek değil, başkasının sahip olduklarını imrenerek istemek anlamı taşır. Dini veya eski metinlerde sık rastlanır.
أمثلة
He gave a covetous look at his friend's new car.
Arkadaşının yeni arabasına **açgözlü** bir bakış attı.
The covetous king wanted to own all the land in the country.
**Açgözlü** kral ülkenin tüm topraklarına sahip olmak istedi.
She is covetous of her neighbor's beautiful garden.
Komşusunun güzel bahçesini **imrenerek** bakıyor.
Don't be so covetous—learn to appreciate what you already have.
Bu kadar **açgözlü** olma—sahip olduklarının kıymetini bil.
His covetous eyes lingered on the stack of money on the table.
Onun **açgözlü** gözleri, masadaki para yığınında kaldı.
Growing up in poverty made him a bit covetous of others' success.
Yoksulluk içinde büyümesi, onu başkalarının başarısına karşı biraz **imrenen** yaptı.